“Çiftçiler sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde başarılı olabilirler”

Abdullah Aysu

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) çay, tütün, hububat, fındık, ayçiçeği, zeytin, üzüm üreticileri ile hayvan yetiştiricilerinin kurduğu çiftçi sendikalarının üst kuruluşu. Geleneksel mücadelenin her alanda gittikçe dibe vurduğu açıkça görülen günümüzde, Çiftçi-Sen’in sesine kulak vermek, dayanışma içeren bu mücadele zeminini desteklemek, ve büyütmek, hepimizin sorumluluğu olsa gerek.

 

Türkiye’de bizden önce de sendikalar kuruldu. Tütün üreticileri geçmişte (1980’den önce) Ege Tütün Üreticileri Sendikası (ETÜS), Tütün Üreticileri Sendikası’nı (TÜTÜS), üzüm üreticileri de, Ege üzüm Üreticileri Sendikası’nı (EGÜS) kurmuşlardı. Fakat bu sendikalar işveren sendikası olarak kurulmuşlardı. 1980’lerden sonra da Türkiye’de TÜM KÖY-SEN adıyla bir köylü sendikası kuruldu. Fakat biz ürün bazında örgütlenip sendikalaşan ve bu sendikaların birleşiminden Konfederasyonlaşan ilk ve tek sendikayız.

 

Sendikaları kurmadan önce ürün bazında üreticileri dolaştık. Bir araya getirip kurultaylar yaptık. İlk üretici kurultayı 15 Eylül 2001’de Akhisar’da toplanan “Tütün Üreticileri Kurultayı” idi. Bunu 25 Mart 2002 tarihinde Burhaniye’de Zeytin Üreticileri Kurultayı izledi. 2 Nisan 2002 Alaşehir’de Üzüm Üreticileri Kurultayı; 23 Mayıs 2002 Babaeski’de Ayçiçeği, Buğday ve Hayvan Yetiştiricileri Kurultayı; 14 Ekim 2003 Zile’de Pancar Üreticileri Kurultayı; 25 Haziran 2003 Ordu’da Fındık Üreticileri Kurultayı ve 23 Ağustos 2003 Rize’de Çay Üreticileri Kurultayı takip etti. Bu kurultayların özelliği, hükümet ve siyasal parti temsilcilerinin dinleyici olarak davet edilmelerine rağmen söz (kürsü) hakkının sadece kurultayı düzenlenen ürünün üreticisi çiftçilerde olmasıydı.

Ürün bazında yapılan bu kurultayların ardından her kurultayda seçilen ve gönüllülük temelinde çalışan heyetlerin bir araya gelmesiyle 13 Aralık 2003 tarihinde Ankara’da Türkiye Çiftçi Kurultayı düzenlendi. Çiftçi Kurultayı katılımcıları kendi aralarında gün boyu tartıştı, sorunları masaya yatırdı, birlikte çözümler aradı. Örgütlenmenin gerekliliği üzerine odaklanıldı ve ürün bazında sendika kurma kararı alındı. Bu karar ile örgütlerinin “bağımsız” olması gerektiği de belirlendi. Kurulacak sendikalar hiçbir partinin veya oluşumun arka bahçesi olmayacaktı. Bağımsız olacaktı. Ancak ortak mücadelelere destek verilecekti. Köylüden, emekçilerden ve ekolojiden yana ortak tavra sahip kurum ve örgütlerle eşit koşullarda ittifaklar oluşturabilecekti. Sendika kurma amaçlarını kısaca şöyle belirlediler.

 

Sözleşmeli çiftçiliğe mecbur edilen çiftçilerin adına sözleşme yapmak ve çiftçilerle sözleşme yapan işveren durumundaki sanayici ve tüccarın sözleşme koşullarına uymadığında sendika üyesi çiftçilerin hakkını aramak ve korumak, 

Destekleme alımlarından ve destekleme alım fiyatı açıklamaktan çekilen kamunun yerine çiftçiler için referans fiyatları belirleyip açıklamak,

Tarımsal politikalar belirlendiği süreçlerde çiftçilerin haklarını gözeten bir yerden müdahil olup, çiftçilerin çıkarlarından yana politikaların belirlenmesinde etkin olmak,

Çiftçilerin üretim aracı olan toprak ve suyun kirletilmesine karşı etkin hukuksal ve demokratik mücadele vermek,

Çiftçilerin yalnız doğa koşullarına karşı çaresizliğinde ilaç olacak tarım sigortasının çiftçiler lehine olacak şekilde düzenlenip çıkarılmasını sağlamak,

Tüccarın vurgunculuğu ve dolandırıcılığına karşı çiftçileri koruyacak etkin bir yasanın çıkarılma mücadelesini vermek,

Kamunun tarımcıyı koruyucu, çiftçilere öncü, eğitici ve öğreticilik yapmasını sağlamaya yönelik demokratik mücadele yürütmek,

Çiftçilerin, eksiksiz sosyal güvenceye kavuşturulması için çalışamak,

Kısacası çiftçilerin üretebilmesini sağlamak ve üretmesinin önündeki oluşturulan ve oluşturulacak olan engelleri aşmak için, ürün bazında sendikal örgütlenme ihtiyaçlarını belirlediler ve kurma iradesini ortaya koyarak çalışmalara başladılar.

Köylüler aldıkları bu kararların arkasında durdular. Köyleri tekrar dolaşarak, sendika kurma düşüncelerini köylülerle tartıştıp ve hep birlikte uygulamaya koydular. Ürün bazında ilk kurulan sendika Alaşehir’de 8 Mart 2004 tarihinde Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) oldu. Hemen ardından tütün üreticileri de İzmir’de 15 Nisan 2004 günü Tütün Üreticileri Sendikası’nı (TÜTÜN-SEN) kurdular. Bu sendikaları sırasıyla 1 Eylül 2004’de Ordu’da Fındık Üreticileri Sendikası (FINDIK-SEN); 2 Nisan 2005’te Lüleburgaz’da Hayvan Yetiştiricileri Sendikası (HAY-YET-SEN); 8 Nisan 2005’te Keşan’da Ayçiçeği Üreticileri Sendikası (AYÇİÇEK-SEN); 8 Nisan 2005’te Keşan’da Hububat Üreticileri Sendikası (HUBUBAT-SEN); 25 Eylül 2007’de Pazar’da Çay Üreticileri Sendikası (ÇAY-SEN); 28 Ekim 2007’de Orhangazi’de Zeytin Üreticileri Sendikası’nın (ZEYTİN-SEN) kuruluşu takip etti.

 

Ürün bazında örgütlenen bu sendikaların köylü çiftçilerin genel ve ortak sorunlar çerçevesinde mücadelesini koordine edecek bir çatı örgütü altında birleşme kararı almasıyla Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) doğdu. ÜZÜM-SEN, TÜTÜN-SEN, FINDIK-SEN, AYÇİÇEK-SEN, HUBUBAT-SEN, ÇAY-SEN) ve ZEYTİN-SEN’in bir araya gelmesiyle 24 Mayıs 2008’de ÇİFTÇİ-SEN kuruldu.

 

ÇİFTÇİ-SEN ve onu oluşturan kurucu sendikalar, bu kuruluş sürecinde küresel kapitalizmin neoliberal saldırıları altında uzun yıllar dağınık ve edilgen bir varoluşa sürüklenmiş olan Türkiyeli çiftçileri hareket geçiren canlı bir eylemlilik sergiledi.  Çiftçi sendikalarının ülkenin dört bir yayında düzenledikleri üretici mitingleri bulduğu geniş kitle desteği ve katılımı sayesinde çiftçi-köylülerin sorunlarının ve taleplerinin yeniden ülke gündemine girmesini sağladı.

Burada çiftçi sendikalarının bu kuruluş dönemindeki eylemliliklerini kısaca hatırlatmak yararlı olacaktır:

 

Üzüm-SEN 2004 ve 2006 sezonunda hasat zamanı fiyat açıklamayan TARİŞ’e karşı 19 Ekim 2004 ve 15 Ağustos 2006 tarihlerinde Alaşehir’de birer Üzüm Mitingi düzenledi. Tütün fiyatlarının olması gereken fiyatın beşte birine kadar gerilemesi sonucunda Tütün-SEN, İzmir Ziraat Mühendisleri Odası, Kırkağaç Tütün Satış Kooperatifiyle birlikte, 23 Mart 2006 tarihinde Kırkağaç’ta Tütün Mitingi düzenledi.

 

Geçmişte fındık mücadelelerinin yoğun olarak verildiği Karadeniz’de fındık fiyatları iyice düşmüş, ÖDP ve Fındık-SEN düşen fiyata dikkat çekmek amacıyla miting düzenleme kararı almıştı. Mitingler öncesinde çeşitli kararlar alındı. Parti bayrakları/flamaları taşınmayacaktı ve kürsüyü siyasiler değil üreticiler kullanacaktı. Bu ilkeler doğrultusunda 24 Temmuz 2007´de Fatsa’da Fındıkta Sömürüye Son Mitingi düzenlendi. Fındık-SEN 8 Eylül 2008´de Bulancak’ta hemen ardından da 29 Eylül´de Trabzon- Ankara Fındık Yürüyüşü’ne katılım sağladı.

Fındık fiyatları maliyetlerin altında, tüccarın lehine belirleniyordu. Çiftçiler zarar ederken, fındık tüccarları kârlarına kâr katıyordu. Bu durum çiftçileri isyan noktasına getirmişti. 30 Temmuz 2007 tarihinde Ordu’da Ziraat Odaları´nın organize ettiği mitinge yaklaşık 80 bin kişi katılmıştı. Mitinge katılım yoğunluğu izleyenlere köylerin şehre aktığı izlenimini vermişti. Fındık-SEN bayrak ve pankartlarıyla mitinge katıldı. Öğle saatlerinden akşam saatlerine kadar karayolu çiftçiler tarafından trafiğe kapatıldı. Bir kaç genç gözaltına alındı, sonrasında ise İl Emniyet Müdürü görevden alındı. 

Ziraat Odası yöneticileri konuşmalarında “Canik Dağları aşılmaz değildir”, “Ankara’ya daha güçlü geliriz” dediler. Ancak sözlerinde durmadılar. Eylemin devamını getirmediler. AK Parti hükümetinin politikalarına karşı protesto düzenleyenler FİSKOBİRLİK yönetiminde ortak yönetim oluşturdular. Fındık üreticilerinin yaşamı bu ortak yönetimin FİSKOBİRLİK’te uyguladığı politikalar sonrasında daha da kötüleşti. Sömürü ve yoksulluk arttı.

 

Buğdayda hasat zamanı gelmeden hükümet üreticileri kaygılandıracak ve üzüntüye gark edecek açıklamalarda bulunuyordu. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) fiyat açıklamıyor, yıl içerisinde TMO olarak buğday alımı yapmayacaklarını ve üreticilerin başlarının çaresine bakmaları gerektiğini söylüyordu. Buğday üreticisi şaşkın ve çaresizdi. Çünkü ne ürününü bekletecek gücü ne koyacak deposu vardı. Bunun üzerine Hububat-SEN köyleri dolaşarak bilgilendirmeler yaptı ve 9 Temmuz 2005´de Keşan’da “Buğdayına, Emeğine, Alın Terine Sahip Çık Mitingi’ düzenledi.

Sermayenin kendisini yeniden üretme alanı olarak doğayı seçmesi, ekolojik dengeye aldırmayan saldırganlığı aynı zamanda çiftçilerin dünyasına, yaşamına, kültürüne ve rızkına bir saldırıydı. Suyun kirletilmesinin yanı sıra şirketler tarafından ele geçirilme girişimleri çiftçileri çileden çıkarmıştı. Zeytin bölgesi Orhangazi’de İznik gölünün kenarında birinci sınıf tarım arazilerinin üzerine kurulan fabrikalara karşı Zeytin-SEN 28 Ekim 2007 tarihinde Orhangazi’de “Önce Toprak, Tohum, Su Mitingi”ni düzenledi.

 

Şirketler ve hükümetler çaydaki oyunlarına 1984´de çayın tekelliğini kaldıran yasa ile başladılar. Sıra çayın işlendiği ÇAY-KUR’a bağlı fabrikaların özelleştirilmesine gelmişti. Hükümet bu doğrultuda girişimler başlatmıştı. Çayın yetiştiği Doğu Karadeniz Bölgesi´ndeki tüm derelerin Hidro Elektrik Santral (HES) aracılığıyla boru ve tünellerin içine alınması karşısında bölgedeki çiftçiler harekete geçmişti. Çay-SEN 17 Nisan 2010’da Of’ta “Çayına Suyuna Sahip Çık Mitingi” düzenledi.

Ne var ki, yıllarca küresel şirketlerin sömürüsüne terk edilmiş Türkiyeli çiftçilerin en temel hakları uğruna giriştiği bu yeni hareketlenme, kendi üreticileri yerine küresel kapitalizmin taleplerine kulak veren hükümetlerin karşı saldırısına uğramakta gecikmedi. Ürün bazındaki sendikalar, bir yandan tarımda uygulanan yanlış fiyat politikalarına, yanlış üretim modellerine ve yoksullaştırıcı politikalara karşı hak arama mücadelesini sürdürürken diğer taraftan hükümetlere karşı da hukuk mücadelesi vermek zorunda bırakıldı.

 

Çiftçiler en başta meşruiyeti esas alarak hak arama örgütleri olan sendikalarını kurmuşlardı. Ayrıca uluslararası anlaşmalara ve Anayasa’nın 90.ncı maddesine uygun olarak kuruluşlarını resmi makamlara yapmışlardı. Hükümetler ise hak arama örgütlerinin kuruluşlarını kabul edip çiftçilerin en demokratik hakkı olan örgütlenme ve hak aramalarını yasal güvenceye kavuşturulması yerine kapatılması için mahkemeye başvurmayı yeğledi. Bu tercihleri elbette ki, demokrasiden yana olup olmadıklarını net olarak ortaya koymuştur. Ancak çiftçi sendikaları için uzun yıllar alacak bir hukuk mücadelesini de başlatmıştır. Bu süreçte, Tütün Üreticileri Sendikası- Tütün-SEN, Fındık Üreticileri Sendikası- Fındık-SEN, Çay Üreticileri Sendikası- Çay-SEN, Zeytin Üreticileri Sendikası- Zeytin-SEN, Hayvan Yetiştiricileri Sendikası- Hay-Yet-SEN hakkında resmi makamlarca dava açılmıştır. Zeytin-SEN ve Hay-Yet- SEN için ilgili mahkemelerce kapatılma kararları verilmiş, Çay-SEN için Yargıtay usulden bozmuş, Tütün-SEN için ise esastan bozmuştur. Aynı süreçte Çiftçi-Sendikaları Konfederasyonu- ÇİFTÇİ-SEN ile ilgili de dava açılmış fakat Yargıtay çiftçilerin sendika kurabilecekleri doğrultusunda karar vermiş ve yerel mahkeme de bu karara uymuştur. Böylelikle çiftçilerin sendika kurabilmeleri yasal olarak kabul görmüştür. Ancak çiftçilerin sendikalarına ilişkin iç hukuk düzenlemesi yapılmadığı için nasıl çalışacakları belirsizdir. Çiftçiler için iç hukuk düzenlenmesiyle ilgili çalışmalar ve mücadeleler süreci başlamıştır.

 

Biz üretici sendikaları ismini kullanmayı uygun görüyoruz. Bu nedenle ürün bazında örgütlendik. Çünkü öncelikle çiftçilerin yetiştirdikleri ürünlerdeki sorunlar üzerinde bir araya gelmeleri ve birlikte çözüm üretmelerinin doğru olacağına inandık. Ürün bazındaki sendikaların bir araya gelerek tarım sektörünün ve tarımsal üretimi yapan çiftçilerin haklarını aramak ve geliştirmek için de ürün bazındaki sendikalardan oluşan bir Konfederasyonu kurmayı çiftçiler olarak birlikte kararlaştırdık.

 

Bilindiği üzere kooperatifler ekonomik kuruluşlardır. Şirketlere karşı çiftçileri korumak için kurulan demokratik yönetimlere sahip, demokratik kuruluşlardır. Ancak ülkemizde durum pek öyle değil.

Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (TSKB) başlangıçta devlet vesayetindeydi. Üyeleri çiftçilerdi, yönetimlerini çiftçiler belirlerlerdi. Fakat çiftçilerin belirlediği bu yönetimlerin üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan bir genel müdür atanırdı. Bu birliklerin ne kadar ürün alacağına, alınacak ürüne ne kadar fiyat verileceğine, yine alınan ürünün ne kadarının işleneceğine ve işlenen ürünün ne kadar fiyata satılacağına ve elde edilen kazancın nasıl değerlendirileceğine bu atanan genel müdür karar verirdi. Yani dönemin hükümetleri karar verirdi. Buna dünyanın her tarafında devlet vesayeti altında kooperatifçiliği denmektedir. 

Şimdi bu birliklerin entegre tesislerini A.Ş’lere dönüştürüp özelleştirdiler. Kooperatiflerin üretimden pazarlamaya olan zincirini kırdılar. Kooperatiflerin şirketlere alternatif olarak çiftçiyi kollama, koruma görevinden alıkonuldu. Birer piyasa aktörü haline getirildi. Ayrıca kooperatifler çiftçiye risturn payı olarak dağıtmaları kazançtan payı vermiyorlar.

 

Tarımsal üretimin girdilerini şirketler üretir çiftçilere satar. Bu girdileri çiftçiler tek tek aldıklarında (perakende) yüksek fiyattan almak zorunda kalırlar. Oysa kooperatifleri bu girdileri toptan satın alarak ucuza mal edebilirler. Çiftçilerin çıkarınadır. Aynı şekilde elde ettikleri ürünleri tek tek şirketlere sattıklarında şirket çiftçinin ürününü ucuz fiyattan satın alır. Fakat kooperatif satın alır ve aldığı ürünleri işleyerek satarsa o elde edilen katma değerden kooperatif üyesi olan çiftçiye kazançtan pay verirse çiftçinin kazancı artar. Şirkete karşı korunmuş olur. Bu mekanizma böyle mi işliyor derseniz? Cevabım hayırdır.

 

Ülkelerin çoğunluğu IMF ve Dünya Bankası’nın çokuluslu şirketler çıkarına dayattığı “yapısal reformlardan” geçmekteydi. Dünyadaki küçük çiftçiler, yapısal reform politikalarının bir felaket olduğuna ve küçük/aile çiftçiliğini yeryüzünden sileceği konusunda hemfikir olmuşlardı. Dünyadaki çiftçiler uluslararası bir örgütün kurulması gerekliliğini önce Nikaragua’da tartıştı. İlk resmi toplantı 46 çiftçi örgütünün katılımıyla Belçika’da yapıldı. Belçika’da yapılan bu toplantıda küçük çiftçilerin, kadın ve yerli üreticilerin rolünün insanlık yararına olduğu belirlendi. Bu saptama bağlamında da çiftçilerin hakkını savunmak için harekete geçmeye karar verildi. Böylece La Via Campesina (Çiftçinin Yolu) 16 Mayıs 1993’te kuruldu. La Via Campesina (LVC) her dört yılda bir uluslararası kongre düzenlemektedir. Örgütsel ve politika kararlarını bu kongrelerde almaktadır.

LVC 4. Kongresi´ne hazırlandığında Türkiye’de henüz sadece Üzüm-SEN ve Tütün-SEN kurulmuştu. Bu iki sendika LVC’nın 4. Kongresine üye olmak için başvuruda bulunmuştu. Türkiye’deki her iki sendika adına bir kadın, bir erkek çiftçi delege olarak katıldı. 2004 yılında Brezilya’nın Sao Paulo kentinde yapılan bu kongrede Türkiyeli çiftçiler LVC’ya üye oldu. Çiftçi Sendikaları da artık yerel örgütlenecek, küresel düşünecekti.

 

Ülkemizde tarım yapmak zor. Üretim maliyetleri yüksek, ürün fiyatları ise şirketler tarafından düşük belirleniyor. Çiftçilerin üzerindeki vergi yükü çok yüksek. Çiftçiler ürünlerini satışa arz ettiklerinde ürünlerinin brütü üzerinden vergi ve fonlarla doğrudan kesinti yapılır.  Bu yetmez üretim girdilerinde yüksek oranlı KDV, en önemli girdi olan mazotta ise KDV+ÖTV alınmakta ki, bu mazot fiyatının neredeyse yüzde 70’ine denk gelmektedir. Bu şartlarda (şirketlere ve devlete soyulan) üreten çiftçiler ürünlerini satma aşamasına geldiklerinde tekrar şirketler ortaya çıkar ve çok ucuz fiyat belirler ve çiftçinin alın terine el koyar. Çünkü bizim ülkemizde üretici ile tüketici buluşturulmaz. Aracılar çiftçinin ürettiği ürünü pazarlar. Çiftçiden ucuza aldığı ürünü 5-6 katı fiyatla tüketicilere satarlar. Çiftçinin üzerinde bu vergi yükü, yüksek girdi maliyeti ve aracılar olduğu sürece çiftçiler üretime devam edemez çiftçiler bu nedenle sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde örgütlenerek ancak üretebilirler.

 

Abdullah Aysu

Çiftçi-SEN