Projeler Su Üzerine Olmalı!

25.04.2014

İŞTE YILDIZ’IN ÇARPICI AÇIKLAMASI

PROJELER SU ÜZERİNE OLMALIDIR!

22 Mart Dünya Su Günü ülkemizde de etkinliklerle kutlanmaktadır. Suya verilmesi gereken önem çeşitli konferanslar ve bilimsel verilerin ışığında sadece söylenmekte, gereken önlenmeler için çaba kısmı olarak sergilenmektedir. Bilinmelidir ki 3 tarafı denizlerle çevrili olan Ülkemizde dahi gelecekte su kıtlığı yaşanması kaçınılmaz bir gerçektir.

YEREL YÖNETİMLER PROJE ÜRETMELİ

Yerel seçimlerin arifesinde Belediye Başkan Adaylarının çalışmaları, projeleri ülkemizde olduğu gibi kentimizde de vatandaşlar tarafından yakından takip edilmektedir. Ancak siyasetin kısır çekişmesinde devam eden çalışmalar ilimizin geleceğine ışık tutmaktan uzak popülist yaklaşımlar içersinde devam ettiğini üzülerek belirtmek isterim. Siyasi parti ayrımı gözetmeden ortaya konacak en büyük vizyon ‘SU VARSA HAYAT VAR’ olmalıdır.

Özelikle geçtiğimiz kış aylarında yaşanan kuraklık bilim adamlarının verilerine göre gelecek yıllarda şiddetlenerek devam edecektir.

Kuraklığa karşı, susuzluğa karşı nasıl baş edebileceği tartışmaları gündemi meşgul etmesi gerekirken siyasi çekişmelerin gölgesinde yapılan gelecek tartışmaları geleceğe doğru gözlüklerle halen bakmayı öğrenemediğimizi ne yazık ki gözler önüne sermektedir. Şehrimizde de en büyük problem su gerçeğidir. Yanı başımızda avucumuzun içinden kayarak yok olan Burdur Gölüne bile sahip çıkamayışımız ve kaynakların önüne setler kurmamız kendi elimizde yok etmemize vesile olmaktadır. Ne yazık ki bu şartlar altında giderse; günlük çatışmaların sürüklediği bizlerin gelecek nesillere bırakacak olduğu tek miras ‘hayal kırıklığı’ olacaktır.

Oysa ki; Dünyada zaten az olan tatlı su kaynaklarının endüstriyel ve şehirsel atıklarla kirletilmesi, enerji üretiminde kullanılan suyun geri kazanımla insani tüketime uygun olmayışı, yanlış tarım politika ve uygulamaları nedeniyle küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliklerine kuraklıklar da eklenince sorunun boyutları daha da çarpıcı hale gelmektedir. Tatlı su kaynaklarının eşit dağılmamış olması nedeniyle su sıkıntısı, gelecek 20-25 yıl içerisinde Ortadoğu dahil bazı bölgelerde krize dönecektir. Bu nedenle doğal kaynağımız olan suyun, 21. yüzyılın stratejik kaynaklarından biri olacağı şüphesiz bilinciyle suyumuza sahip çıkmalıyız.

'YANLIŞ KENTLEŞME VE SANAYİLEŞME YER ALTI SUYUMUZU KİRLETİYOR'
Bu havzalardaki yüzey sularının, süreç içinde aşamalı olarak 2100 yılında yüzde 50 azalacağını bilimsel veriler göz önüne sermektedir. Ülkemizin yer altı suyu akiferleri, yeteri kadar araştırılmadan ve izleme sistemi kurulmaksızın tüketime açılmıştır. Aşırı tüketim soncu bazı yer altı suyu havzalarında su düzeyleri hızla düşmüştür. En belirgin örneği de şehrimizde yer altı su kaynaklarının imara açılmasının tartışmalarıdır. Oysa planlı ve gelecek endişesi ile yapılaması gereken planlamaları yerel yönetimler tarafından katılımcı bir mantalite doğrultusunda tasarlanmalı ve gelecek endişesi halkta yaratılmamalıdır.

Yaşamın temel kaynağı "SU", sanayileşen dünyada üretimin de en önemli unsurlarından birisi haline geldi. Sanayileşirken gerek tarımsal arazilerin katledilmesi gerekse yer altı sularının bulunduğu havzaların talan edilmesi gelecekte bizi nelerin beklediğinin en büyük göstergesidir.

Oysa ki insanoğlunun temel gereksinimi olan gıdanın üretilmesi için temel ihtiyaç ‘Su’ dur. Üreticimizin tüketicinin önüne sunacağı gıdaların eksiksiz olarak üretilmesi de suyun idareli kullanımına bağlıdır. Gelecek bu günkü kullanımla pek de parlak gözükmemektedir.

TÜRKİYE’NİN SUYU

Türkiye’nin mevcut su potansiyeline göre kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1500 m3’tür. Nüfus artışı sonucu bu miktar 2030 yılında 1220 m3’e inecektir. Dünya ölçülerine göre yıllık kişi başına düşen su miktarı 1000 m3’ten az ülkeler su fakiri, 2000 m3’ten 3000 m3’e kadar olan ülkeler az suyu olan, 8000 m3’ten fazla olan ülkeler su zengini ülkeler olarak adlandırılıyor. Bu durumda ülkemizin su zengini bir ülke olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.

Ülkemizde Sulama yöntemleri tekrar gözden geçirilmelidir. Yeryüzünde meydana gelen hızla ilerleyen iklim değişikliklerinin en büyük mağdurları arasında yer alan üretici köylülerimizin bu mağduriyetlerinin asgari düzeye indirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır. Özelikle yanlış sulama ve su kaynaklarının verimli kullanılması hususunda üreticilerimize ve devletimize büyük görevler düşmektedir. Başta su olmak üzere kaynaklarımızı çok akıllı ve tasarruflu kullanmak mecburiyetinde olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim